BEDEN KÜLTÜRÜ

Kendileri, Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinin kurulmasına önderlik ederek Türkiye’nin Olimpiyatlar’da temsil edilmesini sağlayan eden eğitmen, spor yöneticisi ve siyasetçidir…
Selim Sırrı Tarcan’ın, kaleme aldığı, 1947 yılında Çığır Dergisi’nde yayınlanan “Beden Kültüründen ne bekliyoruz ?” başlıklı yazısını kesip, yıllardır muhafaza eden eğitimci, basketbol antrenörü sevgili hocam Erol Yükselen okumam için gönderdi…
58 yıllık yazı pek çok şeyi anlatıyor…
Ulu önder, “Ben sporcunun zeki, çevik, aynı zaman da ahlaklısını severim” sözüyle adeta örtüşen bu makaleyi sizlerle paylaşmayı, özellikle de tüm sporcu ve spor eğitimcilerinin okumasını çok arzu ediyorum…

“Beden kültürü, vücut, ahlak ve sosyal terbiyenin gelişmesine hizmet eden bir uğraştır. Çok kimse sporun bu yüksek ahlak değerinden habersizdir. Onu yalnız gururu tatmin eden bir şöhret vesilesi, bir kazanç kaynağı, bir üstünlük ölçüsü zannederler.
Bir stadyumda boy ölçüşen gençlerin çoğunun kafasındaki düşünce birinci gelmek, rakibini yenmek, kendini göstermek, zaferin neşesiyle sarhoş olmaktır. Halbuki bunun yanında, düne göre daha gürbüz, daha canlı. daha biçimli, daha ahlaklı, daha disipline bağlı, feragat sahibi olmakta vardır ki, beden kültüründen bunları beklemek gerekir.

Tribünleri dolduran seyircilere gelince, bunların da büyük bir çoğunluğu oraya ancak heyecanlarını teskin için giderler. Onları ilgilendiren sporun kendisi değil sonucudur. “Kimler kazandı, kim birinci geldi, topu kaleye kim attı ? ğıdır. Halbuki bunun yanında herkesin dikkatini çekmesini gerektiren neler vardır: Yarışmaya girenlerin vücutlarının ahengi, güzelliği, sporcunun davranışlarındaki dürüstlüğü, maçı kazandığı zaman rakiplerine karşı centilmenliği, kaybettiği zaman serinkanlılığı…Bütün bu ahlak ve beden vasıflarını görebilmek için sporun bir deve güreşi veya horoz döğüşü olmadığını bilmek gerekir.

Bu gün bütün uygar milletler, sporu, karakter sahibi gençlikk yetiştirmek için önemli bir iş biliyorlar. Niçin ? Yarışlarda birinci olmak, yabancı takımları yenmek, maçları kazanmak için mi ? Hayır, bu gibi başarılar şeref sayılsa da gaye değildir. Gaye, becerikli, başarılı, sağlam ahlaklı, fedakar, kendine güvenir, kişilik sahibi bir gençlik yetiştirmek uğrunda sporun bir vasıta olduğunu anlamaktır.

Milletler arası Cihan Olimpiyatları’nın kurucusu “Baron de Coubertin” (Baron dö Kuberten) bakınız sporu nasıl anlatıyor. ” Spor gençlerin vücudu gibi karakter ve bilincinin de gelişmesine yarayan bir vasıtadır. Spor, bir yandan vücudun kuvvet ve kudretini artırırken, diğer duygularını da kuvvetlendirir. Sporda yalnız bir gaye vardır. Kendi kendini geçmek, düne göre daha kuvvetli, daha becerikli, daha ahlaklı, daha iyi, daha centilmen olmaya çalışmak” diyor.

Gerçekten başkalarını geçmeden önce kendini geçme, nefsini yenmek daha güçtür. Çok defa başkalarına karşı kazanılan zaferlerden sonra, insan, kendi nefsine yenilir. Alicenaplık, fedakarlık, feragat, azim, sebat, sporda olduğu kadar, sosyal hayatta da pek beğenilen bir huydur. Onun içindir ki sporcu kanuna uymayı, doğruluğu, nefsini yenmeyi daima göz önünde tutmalıdır.
İşte bu sebepledir ki, beden kültüründen ilk beklediğimiz, sağlık, sonra da, temiz ahlak olmalıdır. Hergün vücudunu sudan geçirmeyen, jimnastiklerini savsaklayan, belli saatlerde yatıp kalkmayan,kötü alışkanlıklardan nefsini korumayan, verdiği sözde durmayan, nefsine söz geçirmeyen bir genç, bazı yarışmaları kazansa da iyi sporcu sayılmaz.”

Resul AKÇAY

Yorumlar (Yorum Yapılmamış)

Yazı hakkında görüşlerinizi belirtmek istermisiniz?

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

İlginizi çekebilir

UMUT VEREN TAKIM

UMUT VEREN TAKIM

Tema Tasarım | Osgaka.com